ÖLÜMÜNÜN 69.YILINDA ATATÜRK’Ü ANARKEN…
16/11/2007
“ …CUMHURİYETİ; BÜYÜK, GÜÇLÜ, MUASIR MEDENİYETLERİN ÜSTÜNE
ÇIRACAĞIZ… Mustafa Kemal ATATÜRK ”
Cumhuriyetin onuncu yılında halka seslenirken Atatürk, o gün bu sözleri de söy-lemişti. Diğer sözleri içinden seçip çıkararak, yazımın başına koydum.
Cumhuriyetimizin kuruluşundan önce ve sonraki yıllarda, muhteşem çalışma-ları, dehası başarıları, gerçekleştirdiği eserleri ve bıraktığı mirasını, Cumhuriyetin ilk gününden bugüne, özellikle ölümünden sonra ulus olarak unutmadık… Unutmamak için her ailede, okullarda, resmi ve özel kurum ve de kuruluşlarda tekrarlayarak gel-dik. Bu bizim Ata’ya karşı bir ahde vefa görevimizdi. Sevgiyle iç içe kaynaşmış olan saygımızdan doğan, minnettarlığımızın ifadesiydi… Bu yeterli değildi… Çünkü, yap-tırdığımızın, yapabildiğimizin hepsi buydu… İnsan bu yetersizliği düşünüp, gözünü-zün önüne getirdiği her an için için kendine kızıyor, isyan ediyordu. Acaba; yazımın başındaki sözü ile Atatürk ne demek istemişti? Bu hedefe ulaşabilmek için, kendisi bugün yaşıyor olsaydı, neler yapardı? Nasıl başarırdı? Biz başarabilecek miyiz? Ne zaman başaracağız? O hedefe nasıl ulaşabiliriz? Acaba bir çaba gösteriyor muyuz? Bu çaba, Ata’nın bizden beklediği, istediği güçte mi? Değilse, niçin istenileni göstere-miyoruz? Başarabilmemiz için ne yapmamız gerekli?
İşte bugün; o yüce insanın ölümünün 69 ncu yılında bunları, bu sorular
ı düşün-mek, enine boyuna bu sorulara cevap bulmamız gerekir. Yoksa; onun ölümüne üzül-mek, dövünmek, hayıflanmak onun belirlediği hedeflere bizleri ulaştırmaz. Onun için; başarılarını, bıraktığı eser ve mirasını sayıp, dökmek, hiçbir çalışma yapmadan, oturup kuru kuruya onunla övünmekle de bir yere varamayız… Öyleyse; bize işaret edilen görevleri yerine getirmek için gece ve gündüzümüzü birbirine katıp çalışma-mız, yapılacak tek iş, tek çare ve son yoldur. Bunu anlamamız gerek artık…
Yurdumuzun her köşesinden bir ulusal hareketle, Kurtuluş Savaşı’nın halkımız-da yarattığı ulusal birlik, beraberlik, güç ve ruhla yumruğumuzu bir yere vurmamız ge-reklidir. Siyasi ve demokrasi faydaları yanında tam gelişmemiş, kültür ve eğitimi eksik kalmış uluslarda, hele hele birde okuma özürlülüğü varsa, çok partili rejim olan Cum-huriyetin, öyle ulusların içine sindirip özümsemesi zordur. Kabuk değiştirmesi çok uzun zaman alır… Bizim ulusumuz gibi kendine özge süregelen alışkanlıklarından taviz verip, vazgeçerek yeni gelişime uyum sağlayamaz. Zorlanır.. Bu durumlarda rehberlerin, eğitimcilerin, öğretim görevlilerinin, gelip geçen hükümetlerin, tek cümle ile “ Devletin “ işi zordur. Yakın siyaset tarihimizde gördüğümüz üzere; son yıllarda elliyi aşan siyasi partiler, az gelişmiş insanlarımızı parça parça edip guruplaştırarak, neyin ne olduğunu anlamakta zorluk çeker hale getirmiştir. Yine: Çünkü, bu günkü siyasilerimizin çoğunluğu, yalnızca seçim dönemlerinde halkın içine girmekte, seçildikten sonra halkı, bir daha sorup aramamakta, söz verdiği, çözeceğine, sorununa çare olmak için verdiği vaatleri unutmakta, asıl memleketin sahibi olan, kendilerini de “vekil” olarak meclise gönderen “HALK” ı olduğu yerde, dertleriyle baş başa bırakıp unutmaktadırlar..
Hele: bazı, millet vekillerimiz de var ki; kendilerini “ASİL” seçip gönderen kişi-nin, halkın “VEKİL” olduğunu iddia edecek davranışlar göstererek, bir fikir, bir düşünce aczi ve de fikir fakiri görüntüsü sergilemektedirler.. O nedenle de; halkın gözünde, sevgiyi ve bulundukları makama olan saygıyı yitirmektedirler. Oysa; bu ulusun, uygar uluslar üstüne çıkarılması için yapacağı çok daha başka işleri vardır. Olmalıdır… Özellikle ekonomik denge; sosyal gelir adaleti sağlanamamış, kendileri, halkın eline geçen ücret ve maaşlarla kıyaslanınca, astronomik (çok yüksek farklı) rakamlarda maaş alırken, halkın sıkıntısını görmemekte, umursamamaktadır. Bu durumu görmemekte olmaları; hem düşündürücü ve de halk tarafından son derece üzücü bulunmaktadır.
Ben niye üzülüyorum biliyor musunuz sevgili dostlar; Atatürk’ün bir sözünü unuttuğumuzu hissediyorum. Ona çok üzülüyorum.. Atatürk demiştir ki;
“ SÖZ KONUSU VATANSA, GERİSİ TEFERRUATTIR… ATATÜRK” Bu sözü unutmayalım sevgili dostlar. Elbette söz konusu vatandır. Öyleyse; iyi düşünelim. Ve Türk Ulusu’na, o ulusun haklarına, varlığına saygılı olalım.. Sahip çıkalım.
Unutmayalım ki Atatürk;bu vatan ve milli mirası bizlere emanet etmiştir. Şartlar ne olursa olsun, ona sahip çıkmak, bizim görevimizdir.Yoksa; 19 Mayıs’ların, 30 Ağustos’ların, 29 Ekim’lerin ve de 10 Kasım’ların ne anlamı kalır!?. Bunlar olmazsa, 24 Kasım’ların da anlamı kalmaz… İyi düşünelim. Görevimizi ihmal etmeyelim. Ata’larımızın mirasını mahzun, tarihi boyu hür yaşamış halkımızın da boynunu bükülmüş, acılı ve de sahipsiz bırakmayalım. Buna mecburuz… Yoksa vebal, hepimizin.
Talat Avcı öğretmenimiz, sevgili dostum; günümüz şiirini, eski klasik tarzından farklı olarak, kendilerince “Evrensel Dil, Evrensel Şiir” diye, yeni bir akımın öncüsü, ustalarındandır. Çevresinde ayni tarzı paylaşan, çoğu da akademisyen olan Talat hoca ilk bakışta, ilk okuyuşta Akademik olmayan insanlarımıza farklı bir şair gelebilir.. Belki de anlaşılamamış olabilir.Ama inanın onunda( o tarzında ) kendine has bir özelliği ve de güzelliği var.
Serbest ve evrensel şiir, bağımsızlık ve özgürlüğün de simgesidir onlarca… Özgür düşüncenin, kendi özüne dönüş olan günümüzde, bu özgür tarzları da benimsemek ve içimize sindirip özümsememiz gerekir.Çağ ve zamanın getirdiği, uygarlığın gerektirdiği ve teknolojinin sunduğu değişiklikleri kabullenmek ilk anda, zor gelse de, onlara da içimizde yer vermek, bir uygarlık gereğidir.. Çünkü özgürlük; her gücün üstünde bir güç birliği, beraberliğidir. Her çağda olduğu gibi bu çağın da acımasız dişlileri arasında un ufak olup, yok olmak istemiyorsak getirdiklerine razı olup, sahip çıkmak ve onlardan asgari olarak değil, azami oranda faydalanmayı seçmemiz koşuldur. Bu koşul, bu şart belki bizim onlarla bir arada,
Suat TUTAK - SÖKE
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!